27/4/2008 - ALLAH'IN SIFATLARI
Her Müslümanın, Allah'ın bütün kemâl sıfatlarına sahip, noksan sıfatların hepsinden de uzak olduğuna inanması farzdır.
TENZİHİ ve Selbi Sıfatlar
Vücûd Kıdem Beka Muhalefetün lil-havâdis: Kıyam Bi-nefsihî Vahdaniyet
ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR
Hayât İlim İrâde Kudret Tekvin Sem' ve Basar Kelâm
--------------------------------------------------------------------------------
Vücûd Bu
sıfat, Allah Teâlâ'nın vâr olduğunu ifâde eder. Allah Teâlâ'nın varlığı
başka bir varlığa bağlı olmayıp, zâtının îcabıdır. Yani vücûdu, zâtıyla
kaimdir ve zâtının vâcib bir sıfatıdır. Bu sebeble Hak Teâlâ'ya
Vâcibü'l-Vücûd denilmiştir. Bâzı Kelâm âlimleri, Vücûd sıfatına,
sıfat-ı nefsiyye adını vermişlerdir. Vücûd'un zıddı olan adem (yok
olma) Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Allah'ın yok olduğunu iddiâ etmek,
kâinatı ve içindeki varlıkları inkâr etmeyi gerektirir. Çünkü her şey'i
yaratan ve vâr eden O'dur.
--------------------------------------------------------------------------------
Kıdem Kıdem,
Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmaması demektir. Allah Teâlâ
kadîmdir, ezelîdir. Yani önce yok iken sonradan vâr olmuş değildir.
Geçmişe doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Cenâb-ı Hakk'ın vâr olmadığı
bir an, bir zaman, tasavvur edilemez. Aslında zaman ve mekânı yaratan
da O'dur. Allah Teâlâ zaman ve mekân kayıtlarından münezzeh, ezelî ve
kadîm bir Zât-ı Zülcelâldir. Kıdem'in zıddı olan hudûs (sonradan olma,
belli bir zamanda yaratılma) Allah Teâlâ hakkında muhaldir.
--------------------------------------------------------------------------------
Beka Beka,
Allah Teâlâ'nın varlığının sonu olmaması, daima var bulunması demektir.
Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmadığı gibi, sonu ve nihayeti
de yoktur. O hem kadîm ve ezelî, hem de bâki ve ebedîdir. Zâten kıdemi
sâbit olan bir varlığın, bekası da vâcib olur. Beka'nın zıddı fena,
yani, bir sonu olmaktır. Bu ise, Allah Teâlâ hakkında muhaldir.
--------------------------------------------------------------------------------
Muhafeletün lil-Havâdis Allah'ın,
sonradan vücud bulan varlıklara benzememesi demektir. Allah Teâlâ ne
zâtında, ne de sıfatlarında kendi yarattığı varlıklara benzemez. Biz
Allah'ı nasıl düşünürsek düşünelim, O, hâtır ve hayâlimize gelenlerin
hepsinden başkadır. Çünkü hâtıra gelenlerin hepsi hâdis, yani, sonradan
yaratılmış, yok iken vâr edilmiş şeylerdir. Allah Teâlâ ise, vücûdu
vâcib, kadîm ve bâkî, her şeyden müstağnî, her türlü noksandan uzak,
bütün kemâl sıfatlara sahip olan İlâhî ve mukaddes bir zâtdır. Şübhe
yok ki, böyle yüce bir Zât, önce yok iken sonra vâr olan, bil'âhare
tekrar zeval bulan varlıklara benzemez. Nitekim Cenâb-ı Hak kendi
zâtını Kur'ân-ı Kerîm'de: arapça var. "Onun "Hak Teâlâ'nın) benzeri
yoktur. O, her şey'i işitici ve görücüdür" (Şûra 11) sözleriyle tavsif
etmiştir. Peygamber Efendimiz de (asm) bu mânayı te'yiden: "Her ne ki
senin aklına geliyor, işte Allah Teâlâ onun gayrısıdır" buyurmuştur.
--------------------------------------------------------------------------------
Kıyam Bi-nefsihî Allah
Teâlâ'nın, başka bir varlığa ve hiçbir mekâna muhtaç olmadan zâtı ile
kaim olması demektir. Mevcudatın hepsi, sonradan vücuda gelmiştir. Bu
sebeble de bir Yaradana ve bir mekâna muhtaçdırlar. Buna mukabil her
şeyin yaratıcısı olan Allah Teâlâ'nın vücûdu, zâtının gereğidir ve
varlığı hiçbir şey'e muhtaç değildir. Şayet Allah da vâr olabilmek için
başka bir varlığa muhtaç olsa idi, O da mahlûk olur ve her şey'in
Hâlikı ve başlangıcı olmazdı. Halbuki O, her şey'in Hâlikı ve
yaratıcısıdır. O'ndan başka her şey mahlûktur. Hâlık ise, mahlûkuna
asla muhtaç olmaz.
--------------------------------------------------------------------------------
Vahdaniyet Vahdaniyet,
Allah'ın bir olması demektir. Vahdaniyet, Allah Teâlâ'nın kemal
sıfatlarının en önemlisidir. Çünkü bu sıfat, Allah Teâlâ'nın zâtında,
sıfatlarında, fiillerinde bir olduğunu; saltanat ve icraatında ortaksız
bulunduğunu ifade etmektedir.
--------------------------------------------------------------------------------
ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR
--------------------------------------------------------------------------------
Hayât Cenâb-ı
Hakk'ın hayat sâhibi olması, hayat sıfatiyle muttasıf bulunması
demektir. Cenâb-ı Hak hakkında vâcib olan bu sıfat, mahlûkatta görülen
ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan geçici ve maddî bir hayat
olmayıp ezelî ve ebedîdir. Bütün hayatların kaynağı olan hakikî
hayattır. Hayat sıfatı, İlim, İrâde, Kudret gibi kemâl sıfatlariyle
yakından ilgilidir. Bu sıfatların sâhibi bir zâtın, hayat sâhibi olması
zarurîdir. Çünkü ölü bir varlığın ilim, irade ve kudret gibi kemâlâtın
sâhibi olacağı düşünülemez. Bunun içindir ki, hayat sıfatını, Cenâb-ı
Hakk'ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarla vasıflanmasını sağlayan
ezelî bir sıfattır, diye târif etmişlerdir. Hayat sıfatının zıddı
memât, yani, ölü olmaktır. Bu ise Allah hakkında muhaldir.
--------------------------------------------------------------------------------
İlim Allah
Teâlâ'nın her şey'i bilmesi, ilminin her şey'i kuşatması demektir. Bu
âlemi en güzel şekilde, en mükemmel bir nizâm üzere yaratan ve onu
idare eden Zât-ı Akdes'in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar
bilmesi gerekir. Zira hakikatı, faydası, lüzum ve hikmeti bilinmeyen
bir şey, nasıl yaratılabilir? O halde yaratıcının bir şey'i
yaratabilmesi için, evvelâ ilim sâhibi olması, sonra o ilmin icablarına
göre yaratması şarttır. Bundan başka, îman ve sâlih amel sâhiplerini
mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü yolda olanları da cezalandırmak,
ancak bu kimselerin yaptıklarını bütün teferruatı ile bilmekle
mümkündür. İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. Bütün bunlar Hak
Teâlâ hakkında muhaldir.
--------------------------------------------------------------------------------
İrâde Allah'ın
bir şey'in şöyle olup da böyle olmamasını dilemesi; her şey'i dilediği
gibi tayin ve tesbit etmesi demektir. Allah Teâlâ kâmil bir irâde
sahibidir. Bu kâinatı ezelî olan irâdesine uygun olarak yaratımştır. Bu
kâinatta olmuş ve olacak her şey Allah'ın dilemesi ve irâde etmesiyle
olmuş veya olacaktır. O'nun her dilediği mutlaka olur, dilemediği de
asla vücûd bulmaz. Bu hususta Kur'an'da:
"Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmederse (yani onu dilerse) ona ancak 'ol' der, o da oluverir" (Âl-i İmrân, 47) buyrulur.
Hadîs-i
şerîfte de: "Allah'ın dilediği oldu, dilemediği de olmadı" denilmiştir.
İrâde sıfatından başka meşîet adında müstakil bir sıfat yoktur.
--------------------------------------------------------------------------------
Kudret Kudret,
Hak Teâlâ'nın varlıklar üzerinde irâde ve ilmine uygun olarak te'sir ve
tasarruf etmesi, her şey'i yapmağa ve yaratmaya gücü yetmesi demektir.
Allah Teâlâ'nın sonsuz bir kudret sahibi olduğuna ve her şey'e kadir
bulunduğuna, görmekte olduğumuz şu kâinat ve ihtiva ettiği güzellik ve
şaşmaz nizam en büyük delildir.
--------------------------------------------------------------------------------
Tekvin Tekvin;
îcad ve yaratma demektir. Tekvin'i mâdum (yok) olan bir şey'i yokluktan
çıkarmak, vücûda getirmek diye îzah etmişlerdir. Tekvin, Ehl-i
Sünnet'in iki hak itikadî mezhebinden biri olan Mâtüridîlere göre,
ilim, irade ve kudret sıfatından ayrı bir sıfattır. Yine Mâtüridîlere
göre, Hak Teâlâ'nın yaratmak, rızık ve nimet vermek, azâb vermek,
diriltmek, öldürmek gibi bütün fiilleri, tekvin sıfatına râcidir. Onun
eser ve tecellîsi sayılır. Bunlara sıfat-ı fi'liyye (fiilî sıfatlar) da
denilir. Kudret ve tekvin, birer kemal sıfatı olup zıdları olan acz,
Allah hakkında muhaldir. Eş'arîlere göre ise: Allah'ın tekvin sıfatı
diye ayrı, müstakil bir sıfatı yoktur. Tekvin, kudret sıfatının
makdûrata (yaratılması takdîr edilmiş şeylere) yaratma ânında
taallûkundan ibarettir. Yani tekvin, kudret sıfatı içinde itibarî bir
vasıf olmaktadır. Allah Teâlâ'ya Mükevvin isminin verilmesi, O'na,
kudret sıfatından ayrı, Tekvin adında bir sıfatın isnâd edilmesini
gerektirmez. İcad etmek, yaratmak, bilfiil vücuda getirmek, Hak
Teâlâ'nın Kudret sıfatıyla olur. Mâtüridîler Tekvin sıfatını Kudret
sıfatından ayrı bir sıfat kabûl ettiklerinden, zâtî ve sübûtî sıfatları
8 olarak sayarlar. Eş'arîlere göre ise bu sıfatlar 7'dir (Sıfât-ı
Seb'a).
--------------------------------------------------------------------------------
Sem've Basar Allah'ın
her şey'i işitip, her işi görmesi demektir. Sem' ve basar sıfatları da
Allah'ın ezelî ve ebedî kemâl sıfatlarındandır. Allah'ın işitip
görmesine, uzaklık - yakınlık, gizlilik - açıklık, karanlık - aydınlık
gibi mefhumlar bir engel teşkil edemezler. O, içimizdeki fısıltıları,
kalbden ve gönülden yaptığımız duaları işitir. Hikmetine uygun şekilde
karşılık verir. Hak Teâlâ'nın Semî' ve Basîr, yani, her şey'i en iyi
işitici ve en iyi görücü olduğu, Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca
zikredilmiştir. Sem' ve Basar sıfatları birer kemâl sıfatı olduğundan,
zıdları olan a'mâlık (görmemek) ve sağırlık (işitmemek) Zât-ı Bârî
hakkında muhal olan noksan vasıflardandır.
--------------------------------------------------------------------------------
Kelâm Allah
Teâlâ'nın harfe ve sese muhtaç olmadan konuşması demektir. Allah
Teâlâ'nın kelâm, yani, söyleme, konuşma sıfatı vardır. Bu sıfat ezelî
ve ebedîdir. Bu sebeble Allah'a Mütekellim denilir. Kur'ân-ı Kerîm'e de
Kelâmullah tabir edilir. Allah'ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler,
onlara verdiği İlâhî kitablar, mahlûkatına gönderdiği ilhamlar, hep
O'nun Kelâm sıfatının bir tecellîsidir.
|