27/4/2008 - Amel
AMEL
İş, vazife, hareket, idare, daire, işlemek, yapmak,
davranış, etki, ibadet, hayırlı iş. Daha ziyade canlıların bir maksatla
yaptıkları işe amel denir. Yapılan işte bir gaye ve maksat yoksa buna
fiil denir, amel denmez (Râgıb el-Isfahânî, Müfredât, 348). Çoğulu
"a'mâl" gelir. Gramerde amel, âmilliği, yani bir kelimenin diğer bir
kelime üzerindeki tesirini ifade eder.
Amel, iyi (sâlih) ve kötü
(seyyi') amel olmak üzere ikiye ayrılır. insan yeryüzüne, nasıl
davranışlar göstereceği, iyi ve kötü amellerden neler yapacağı belli
olsun diye çıkarılmıştır. Ayetlerde; "Hanginizin daha iyi amel
işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur" (el-Mülk,
67/2), "şüphesiz ki, sizi biraz korku, açlık, mal, can ve ürün
eksikliğiyle imtihan edeceğiz. (Ey Muhammed) sabredenleri müjdele"
(el-Bakara, 2/155), "Her can ölümü tadacaktır. Biz, sizi denemek için
hayır ve serle imtihan ederiz. Siz ancak bize döndürüleceksiniz. "
(el-Enbiya, 21/35) buyurulur.
İslâm'da bir iyiliğin ve sâlih
amelin dünya ve ahirette ecir ve sevap kaynağı olması için bu ameli
işleyen kimsenin imanlı olması şarttır. Bu konuda iman ön şarttır. İman
da; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe,
kadere, hayır ve şerrin Allâh'tan olduğuna inanmayı kapsamına alır.
Ayetlerde
şöyle buyurulur: "Asra yemin olsun ki, insan şüphesiz maddî manevi
büyük kayıp içindedir. Ancak iman edenler, sâlih amel işleyenler,
birbirine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır"
(el-Asr, 103/1-3), "İnkâr edip, imansız olarak ölenlerin hiçbirinden,
yeryüzünü dolduracak kadar altını feda (tasadduk) etseler bile kabul
olunmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onların bir
yardımcıları da yoktur" (Âli İmrân, 3/91).
Sâlih (iyi) amelin
özü, Allah'u Tealâ'nın emirlerini üstün tanımak, Allah'ın hükümlerini
yeryüzünde uygulamak, onun din ve şeriatını korumak, yarattıklarına
şefkat beslemek ve yardım etmektir. Salih ameller ikiye ayrılır.
Birincisi; bedenî ibadetler gibi, yükümlünün önce ve bizzat kendisine
yarar sağlayan ve kendisinin iyileşmesine yarayan amellerdir. Namaz,
cihat, küfürle mücadele, Allah'ın dinini yeryüzünde hakim kılmak için
gayret sarfetmek ve bunun gerçekleşmesi için Allah'a dua istiğfarda
bulunmak, oruç tutmak bunlar arasında sayılabilir. ikincisi; zekât ve
sadaka gibi başkalarına yararı olan amellerdir. (M. H. Yazır, Hak Dini
Kur'an Dili, VIII, 6079, 6080).
Allah'ın yasakladığı işler de
kötü amel sayılır. Allâh'u Teâlâ insana irade-i cüz'iyye vererek, iyi
ile kötü, hayır ile şer arasında ona belli ölçüde serbestlik
tanımıştır. insan kendi isteği ile tercihini yapar. Bu yüzden de
yaptığı işlerden sorumlu olur. Dünyadaki amellerinin sonucuna göre de
ahirette karşılık görür.
Kur'an-ı Kerîm'de iyi ve kötü amellerden ve bunların sevindirici veya üzücü sonuçlarından söz eden pek çok ayetler vardır:
"Onlar,
Allah'ın yanında bir başkasını ilâh edinip, ona kulluk etmezler. Ölümü
hak edenler dışında, Allah'ın haram kıldığı cana kıymazlar. Zina
etmezler. Kim de bunları yaparsa işlediği günahın cezasını görür
kıyamet günü azâbı kat kat olur. O korkunç azâbın içinde hor ve hakir
bir halde ebediyen kalır. Ancak tevbe eden, imanında samimi kalıp salih
amel işleyen bunun dışındadır. İşte Allah, onların kötülüklerini
iyiliklere çevirir. Allah gafûrdur, rahimdir. (Çok affeden ve çok
merhamet edendir)" (el-Furkan, 25/68-70). "Kim tevbe edip, salih amel
işlerse, şüphesiz o, Allah'a hakkiyle yönelmiş olur" (el-Furkan, 25/71).
Yukarıdaki
ayetlerde zikredilen adam öldürme ve zina gibi en ağır kötü amellerden
sonra, tövbe edenlerin azaptan istisna edilmesi, katilin ve zaninin de
tövbesinin geçerli olduğunu gösterir .
"Kim bir mümini kasden
öldürürse, onun cezası; içinde devamlı kalmak üzere Cehennem'dir"
(en-Nisa, 4/93). Bu ayet, katilin affedilmeyeceği anlamında değildir.
Ayet Medine'de nazil olmuş olsa bile mutlak*tır. Manası, katilin tövbe
etmeden önce vefat etmesine hamledilmiştir.
Hz. Peygamber'e
hangi amelin daha faziletli olduğu sorulunca şu cevabı vermiştir:
"Kişinin elinin emeği ve hayırlı olan (mebrûr) alış-veriştir" (Ahmed b.
Hanbel, III, 466, IV, 141; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1967,
III, 60, 61).
Amellerin değeri imandan sonra niyete*de bağlıdır.
Yüce duygu ve amaçlar taşımayan veya kötü amaçlar için yapılan bazı
âmeller kişiye fayda sağlamaz. Meselâ, ashâb-ı kirâm Medine'ye hicret
ederken Mekke müşriklerinin kötülük ve baskılarından kurtulmak,
Medine'de daha güzel ibadet, taat ve amellerde bulunmak, İslam'ı,
oradan cihana yaymak gibi düşüncelerle dolu idiler. İçlerinden birisi
ise, nişanlı olduğu kadın hicret ettiği için, sadece onunla evlenmek
niyet ve düşüncesiyle Medine'ye gelmişti. işte Hz. Peygamber, diğer
muhacirlerin büyük ecir ve mükafatlara nail olduklarını bildirirken
onun da istediği kadına kavuşmakla niyetine ulaştığını, ancak hicret
sevabından mahrum kaldığını haber verdi. Bunun üzerine "Ameller ancak
niyetlere göredir" (Buhârî, Bedü'l- Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
buyurdu.
"Biriniz müslümanlığı iyi yaşadığı zaman, kendisine
işlediği her iyi amel on katından yediyüz kata kadar katlanmış olarak
yazılır. Yaptığı her kötülük de misliyle (ceza) olmak üzere yazılır"
(Buhârî, İman, 31; Müslim, İman, 205.)
"Birr (iyilik, sıla)
ahlâk güzelliğidir. İsm (günah ve günaha sebep olan şeyler) ise,
kalbini gıcıklayan ve insanların bilmesini hoş görmediğin şeylerdir"
(Müslim, Birr ve Sıla, 14; Tirmizî, Zühd, 52; Dârimî, Rikâk, 23).
"Gerçek müslüman, elinden ve dilinden diğer müslümanların selâmette kaldığı kimsedir" (Buhârî, İman, 4-5; Müslim, İman, 64).
"Nerede
ve hangi hâlde olursan ol Allah'tan kork. Kötülük işlemişsen hemen bir
iyilik yap ki, o iyilik kötülüğün günahını silsin. insanlara güzel
muamelede bulun" (Tirmizî, Birr ve Sıla, 55; Ahmed b. Hanbel, Müsned,
III, 5; Dârimî, Rikâk, 47).
Başkalarını iyi ve güzel ameller işlemeye davet etmek, Allah ve Resulünün övdüğü bir davranıştır.
Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Hayrın
işlenmesine vesile olan kimseye o hayrı işleyenin ecri kadar ecir
vardır" (Müslim, İmâret, 133; Ebû Dâvud, Edeb, 115; Tirmizî, İlim, 14).
"Doğru
bir yola çağıran kimse, ona tabi olanların ecirleri kadar kendisi de
ecir alır. Bu, tabi olanların ecrinden bir şey eksiltmez. Kötü bir yola
davet eden kimse de, ona tabi olanların günahlarından hiç bir şey
eksiltmez" (Müslim, İlim, 16, Zikir, 1; Ebû Dâvud, Sünnet, 6; Tirmizî,
ilim, 15).
"İslâm'da güzel bir çığır açan kimse hem o çığırın,
hem de o çığırla amel edenlerin ecrini kazanır." (Müslim, Zekât, 70;
Ebû Dâvud, Sünnet, 6).
Sonuç olarak yukarıda verilen ayet ve
hadislerden de anlaşıldığı gibi, amel yalnız ibadetlerden ibaret
olmayıp, günlük hayatta bir müslümanın diğerine veya topluma karşı
yaptığı güzel iş, yardım ve muameleler de bu niteliktedir.
|