10/5/2008 - KimseLere Diyemedim
Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey
Rabbim. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını
düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların
azalmasından korktum. Vakit girince, içim cız etti hep. Odamdan
uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum.
Ayak
diredim, az sonra kılsam da olur! dedim. Az sonralarım çok sonralara
döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye
sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek
yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım,
selam verdim, hemen kalktım, rahatladım.
Oysa rahatlığı Sana
borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana.
Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet
borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık
borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım
zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında
ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her
noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar
geleceğim huzursuz günler Senin.
Gün oldu; usandım. Sabrımı
tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin
zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile,
huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak
için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına
kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni
lüzumsuz gördüm. ?Beni bana bırak!?larla durdum huzuruna; içim başka
bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
bedenimle, mıhlı kaldım.
Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin
zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana
yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve
kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta
rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen
bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum
Sana.
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile
söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok
gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim.
Ensemde
kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.
Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün
benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım.
Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ
bırakıp uykumu derinleştirdim.
İtirafımdır: Bencilliğimi de
sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda,
?emrolunduğum gibi dosdoğru olma?nın ağırlığını sırtıma almayı
erteledim. Sırası değildi; hele dur; sonra da olurdu. En Sevgilini bir
gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.
Sen dileseydin,
çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım
odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle,
korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin,
yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının
gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar
düşürebilirdin.
İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin
Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de
sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan
utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya? Meselâ,
uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu
taşlar gibi kestikçe, bitmez şimdi bu namaz! dediğim çok oldu. Ama
içimden. Kimseler duymadı.
Bir Sen duydun beni ey Rabbim.
Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin
üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen
beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile
getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir
bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında
tuttun.
İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi
beceremedim henüz namazı. Aradan çıkarmaya çalıştığım oldu namazı.
Geçiştirdim namazı. Bir sorundu çözdüm, hallettim. Selam verip sonra
yaşamaya başladım Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın
içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.
Kafa tuttum, ayak
diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna
aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda aferinler
fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın
ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut
kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.
Pazarlık ettiğimi
Seninle bir Sen bildin ey Rabbim. Kimselere söylemedin. Sırdaşım
Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam.
Ben işte böyleyim; yine bana aitlerin hesabındayım. Başka kime
söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?
SENAİ DEMİRCİ
|