27/4/2008 - ~ RİYÂ
RİYÂ 9 - Kalb hastalıklarının,
ya’nî kötü huyların mühimlerinin altmış aded olduğunu bildirmişdik.
Bunlardan dokuzuncusu riyâdır. Riyâ, birşeyi olduğunun tersine
göstermekdir. Kısaca, gösteriş demekdir. Âhıret amellerini yaparak
âhıret yolunda olduğunu göstererek, dünyâ arzûlarına kavuşmak demekdir.
Kısaca, dünyâ kazancına dîni âlet etmekdir. İbâdetlerini göstererek,
insanların sevgisini kazanmakdır. [Sözleri veyâ ibâdetleri riyâ ile
olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna (Münâfık) denir. Din bilgisi
yoksa, buna (Din yobazı) denir. Fen bilgisi olmayıp da, kendisini fen
adamı tanıtıp, kendi görüşlerini, fen bilgisi olarak söyleyip,
müslimânları aldatmağa, bunların dinlerini, îmânlarını bozmağa çalışan
islâm düşmanlarına (Zındık) veyâ (Fen yobazı) denir. Din yobazlarına ve
fen yobazlarına aldanmamalıdır.] Riyâ, ancak mülci’ olan ikrâh
yapılınca câiz olur. (İkrâh), bir kimseyi istemediği şeyi yapmağa
zorlamak demekdir. Ölümle veyâ bir uzvunu yok etmekle zorlamağa (Mülci’
ikrâh) denir. [Zâlimlerin, eşkiyânın işkence yapmaları da, mülci’ ikrâh
olur.] Bu zemân, zorlanan işi yapmak zarûret olur. Habs etmekle ve
dövmekle zorlamağa hafîf ikrâh denir. Hafîf ikrâh karşısında kalan
kimsenin riyâ yapması câiz değildir. Riyânın zıddı, aksi (İhlâs)dır. (İhlâs,
dünyâ fâidelerini düşünmeyip ibâdetlerini yalnız Allahü teâlânın rızâsı
için yapmakdır.) İhlâs sâhibi, ibâdet yaparken başkalarına göstermeği
hiç düşünmez. Bunun ibâdetlerini başkalarının görmesi ihlâsına zarar
vermez. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet et! Sen
görmüyor isen de, O, seni görmekdedir) buyruldu.
Başkalarının
sevgisine ve medh etmelerine kavuşmak için, dünyâ işleri ile, onlara
iyilik yapmak, riyâ olur. İbâdet ile olan riyâ bundan dahâ fenâdır.
Allahü teâlânın rızâsını hiç düşünmeden yapılan riyâ, hepsinden dahâ
fenâdır. İbâdet yaparak Allahü teâlâdan dünyâ menfe’atlerini istemek,
riyâ olmaz. Yağmur düâsına çıkmak böyledir. İstihâre yapmak da,
böyledir. Ücret ile imâmlık, hatîblik, mu’allimlik yapmak, sıkıntıdan,
hastalıkdan ve fakîrlikden kurtulmak için âyet-i kerîmeler okumak da,
böyledir denildi. Bunlarda hem ibâdet, hem de menfe’at niyyetleri
bulunmakdadır. Ticâret maksadı ile hacca gitmek de böyledir. İbâdet
niyyeti hiç bulunmazsa riyâ olurlar. İbâdet niyyeti çok olursa, sevâb
hâsıl olur. İbâdetlerini başkalarına göstermek, onlara öğretmek ve
teşvîk etmek niyyeti ile olursa, yine riyâ olmaz ve çok sevâb olur.
Ramezân orucunu tutmakda riyâ olmaz. Allahü teâlânın rızâsı için nemâza
başlayıp, sonradan hâsıl olan riyânın zararı olmaz. Riyâ ile yapılan
farzlar sahîh olur. İbâdet borcu ödenmiş olur ise de, sevâbı olmaz. Et
ihtiyâcını karşılamak niyyeti ile, kurban kesmek câiz olmaz. Allahü
teâlâ için ve bir insan için birlikde niyyet ederek kurban kesmek câiz
değildir. Allahü teâlânın rızâsı için olmayıp, yalnız hacdan, gazâdan
gelen için ve gelen emîri, reîsi karşılamak için kesilen hayvân leş
olur. Kesmesi ve yimesi harâm olur. Riyâdan korkarak ibâdeti terk etmek
câiz değildir. Allahü teâlânın rızâsı için nemâza durup, nemâzı
bitirinceye kadar hep dünyâ işlerini düşünürse, nemâzı sahîh olur.
Şöhrete sebeb olacak şeklde giyinmek de riyâ olur. Din adamlarının,
temiz, kıymetli elbise giymeleri lâzımdır. Bunun için, imâmların, Cum’a
ve bayram günleri zînetli elbise giymeleri sünnetdir
Şöhret için
va’z vermek, nasîhat etmek, kitâb yazmak da riyâ olur. (Va’z), emr-i
ma’rûf ve nehy-i münker demekdir. Münâkaşa etmek, başkalarından üstün
görünmek ve övünmek için ilm öğrenmek de, riyâ olur. Dünyâlık elde
etmek, ya’nî mal, mevkı’ elde etmek için ilm öğrenmek de, riyâ olur.
Riyâ harâmdır. Allahü teâlâ için olan ilm, Allahü teâlâdan korkmağı
artdırır. Kendi ayblarını görmeğe sebeb olur. Şeytânın aldatmasına
mâni’ olur. İlmini dünyâ kazancına, mâla ve mevkı’e kavuşmağa vâsıta
eden din adamlarına (ulemâ-i sû’), ya’nî kötü din adamları denir.
Bunların gideceği yer, Cehennemdir. Herkesin yanında sünnetlere uygun
olarak, yalnız iken ise, edeblere uymıyarak yapılan ibâdetler, riyâ
olur. Onbirinci maddenin sonuna bakınız!
Yapılan ibâdetin
sevâbını, ölü veyâ diri başkasına hediyye etmek câizdir. Hac, nemâz,
oruc, sadaka, Kur’ân-ı kerîm, mevlid okumak, zikr ve düâ okumak
sevâblarını başkasına hediyye etmek, hanefî mezhebinde câizdir. Bu
ibâdetleri ücret karşılığı, pazarlık ederek yapmak câiz değildir.
Allahü teâlâ için Kur’ân okuyup, verilen hediyye kabûl edilir. Mâlikî
ve şâfi’î mezheblerinde, sadaka, zekât ve hac gibi mâl ile yapılan
ibâdetlerin sevâbını hediyye etmek câiz olup, nemâz, oruc ve Kur’ân-ı
kerîm okumak gibi beden ile yapılanları câiz değildir. Hadîs-i şerîfde,
(Kabristândan geçen kimse onbir ihlâs sûresi okuyup, sevâbını kabrdekilere hediyye ederse, meyyitler adedince sevâb verilir) buyuruldu. Hanefî olan, sevâbını hediyye eder. Mâlikî ve Şâfi’î ise, meyyitin afvı için düâ eder.
|