SOHBET İNSANI OLGUNLAŞTIRIR - MUTLULUK, ANCAK ALLAH'IN EMİRLERİNE BOYUN EĞMEKLE MÜMKÜNDÜR. HOŞGELDiNİZ - Blogcu




Altın Oran ve Kabe Mucizesi from Erdem Cetinkaya on Vimeo.

MUTLULUK, ANCAK ALLAH'IN EMİRLERİNE BOYUN EĞMEKLE MÜMKÜNDÜR. HOŞGELDiNİZ

27/4/2008 - SOHBET İNSANI OLGUNLAŞTIRIR


SOHBET İNSANI OLGUNLAŞTIRIR


 

Kimlerle arkadaşlık yaparsanız, kimlerle oturup kalkarsanız, onların

ahlâkından size, sizin ahlâkınızdan onlara bir şeyler geçer.

İnsan, beraber bulunduğu kişilerden etkilenir.

İnsanoğlunun mayasında var olan bu özelliğe, en genel manada, sohbet

deniliyor.

 
Sohbet; bir arada bulunma, birbirinden etkilenmenin adı.

 
İnsanlara peygamber gönderilmesinin temelinde, yaratılıştaki bu etkilenme

özelliği yatıyor.


Sahabe nesli, en hayırlı nesil olma lütfuna Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz

ile beraber olmakla ulaşmıştı. Öyle bir gönül beraberliği ki bu, adeta O’nun rengine boyanmışlardı.


Peki bizim gibi Saadet Asrı’ından nice asırlar sonra yaşayanlar, o nur

yüzlüyü göremeyenler ne yapacak?


İnsan aynı insan, ihtiyaçları aynı. İlâhi nuru bize de taşıyacak, bizim de

içimizi-dışımızı güzel kılacak beraberliğe, sohbete ihtiyacımız yok mu?

Evet; bir model insan ve onun etrafında bir ışık halesi gibi beraberlikler,

yani sohbetler, her yerde, her zamanda en büyük ihtiyacımız.


İnsan hayatı sohbet üzere kuruludur. Sohbet, kendi cinsiyle bir olmak, ortak dille dertleşmek ve aynı
hayatı paylaşmaktır. İnsan, ünsiyete muhtaçtır. Ünsiyet, birileri ile yalnızlığı gidermek, derdi dindirmek,
sevgiyi paylaşmak ve muhabbet etmektir.

 
Tek başına olmak, Yüce Allah’a mahsus bir haldir. Peygamberler bile hayatı

insanlarla paylaşmak zorundadır. Tek başına din de yaşanmaz dünya da. Onun

için ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem a.s. tek başına bırakılmamıştır.

Her şeyden önce hayatı paylaşacağı, muhabbet edeceği bir eş yaratılmış, Hz.

Havva validemiz kendisine arkadaş yapılmıştır. Böylece, insanlık hayatı iki

insanın muhabbet, sohbet ve beraberliği ile başlamıştır. Kıyamete kadar

gelecek bütün insanlar da bu usül üzere yaşayacaklardır.

 

İKİ SOHBET, İKİ SONUÇ

 

İki türlü sohbet vardır. Birisi güzel, diğeri kötüdür. Güzel olan sohbetin

edebi ve hedefi güzeldir. Sohbetin edebi helal ve harama dikkat etmektir.

Hedefi ise, Allah rızası ve cennettir. Güzel sohbet, güzel arkadaş ve güzel

çevre demektir. Güzel arkadaş, din ve dünya adına hiçbir zarar vermeyen,

sözü ve işi ile faydalı olan kimsedir.

 

Kötü sohbet, kötü arkadaş ve kötü çevre ile oluşur. Hedefi dünya menfaati ve boş heveslerdir.
Bu beraberliğin, hedefi gibi edebi de bozuktur. Kötü

sohbet, din ve dünyaya yaramayacak, boş ve nahoş konuşmalardan oluşur. O,

helali bırakıp harama dalmaktır. Yalan, iftira, gıybet, alay ve dedikodudan

zevk almaktır. İnsanların şeref ve namusunu zedeleyecek, kötü işlere

özendirecek, güzel şeylerden nefret ettirecek bütün sözler kötü sohbettir.

Bunu yapanlar kötü arkadaştır. Böyle sohbetlerin yapıldığı yerler kötü

meclistir. Tevbe edilmezse böyle bir sohbet ve dostluğun sonu ahirette

birbirine düşman olmak ve ebediyyen ağlamaktır.

 

ARKADAŞINI SÖYLE, KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM

 

Sohbet bir aynadır. İnsanın içini yansıtır, cevherini ortaya koyar. Meyil ve muhabbetini gösterir,
fıtratını tanıtır. Yani, insan sevdiği ve hayatını

paylaştığı dostları ile ölçülür, arkadaşları ile tanınır.

 

Herkes sevdiği ile beraber olur. Bu beraberliğin aslı, sevenlerdeki ortak

özelliklerdir. Aynı cinsler, benzer fıtratlar, ortak yaratılışta olanlar

birbirleri ile kolayca tanışır, sevişir ve kaynaşır. Birbirlerine ayna

olurlar. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü bunun

için söylenmiştir.


Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

 

“Ruhlar, değişik sınıflara göre dizilmiş ordular gibidir. Ruhlar aleminde

birbirleri ile tanışanlar (ortak özellikler taşıyanlar), dünyada kolayca

tanışıp kaynaşırlar. Orada birbirlerine yabancı olanlar, burada da zıtlaşıp

dururlar.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud)

 
Hadis-i Şerif’te bildirildiği gibi insanların birbirleriyle tanışıp

kaynaşmaları farklılık gösterir, ama insanların her zaman uyumlu

olabildikleri insanlarla birlikte yaşama imkanına sahip oldukları

söylenemez. Bizimle aynı meşrep, aynı mizaçtan olmayan insanlarla da yaşamak zorunda kalabiliriz.
Her iki halde de, yani uyumlu ya da uyumsuz olduğumuz insanlarla birlikte yaşadığımız sürece, en
temel insanî ilişkimiz sohbettir. Burada önemli olan sohbetin Allah için olmasıdır.

 

SAMİMİYET YOKSA SOHBET OLMAZ

 

Allah için sohbetin temelinde ilâhi sevgi yatar. Bu sohbet, hakkı öğrenmek,

öğretmek ve yaşamak için yapılır. Böylesine yapılan sohbet, Allah yolunda

dost olmanın ve bu dostlar ile güzel ahlâkı elde etmenin temelini oluşturur.

İşte bu, Allah yolunda cemaat olmaktır. Bu cemaat, asıl vazifesinin iyiliği

öğretmek ve kötülükten sakındırmak olduğunun farkındadır. Ki bu vazife

müslümanlara farzdır. Her müminin bu farzı gücü nisbetinde yerine getirmesi

gerekir.

 
Bu farzı yerine getirmede birinci adım, kalben iyiliği sevip kötülükten

nefret etmektir. İkincisi, iyilerle beraber olup, kötülerden kaçınmak;

üçüncüsü ise, insanları iyi işlere davet edip, kötü işlerden sakındırmaktır.Dördüncü ve en önemli adım ise,
güzel ahlâkı bizzat yaşamak ve buna ölene kadar devam etmektir.

 

Allah Rasulü s.a.v.: “Din nasihattan ibarettir.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud) buyurmuştur. Nasihatin iki manası
vardır. Biri samimiyet, diğeri hayra davettir.

 

Bu hadis-i şerif, Allah için sohbette nasihatın önemine dikkat çekmiştir.

Hadisin devamında bu samimiyetin, Allah’a, kitabına, Rasulü’ne,

müslümanların başındaki imama ve bütün müslümanlara karşı korunması

gerektiği belirtilmiştir.

 


MÜMİNİN HER HALİ SOHBETTİR

 

Bir müslümanın en başta gelen işi, kendisini ve diğer insanları Allah’a,

Kur’an’a, Sünnet’e, birliğe, cemaate ve müminleri sevmeye davet etmektir. Bu daveti, sözü ve yaşantısı ile
yapmalıdır. İşte buna gerçek sohbet denir. Bu sohbeti yapan gerçek bir dosttur ve onunla beraber olmak herkese
rahmettir.

 

Sohbetin zamanı olmaz, ama sohbetin faydalı olması için edep ve sevgi

şarttır. Gönüllerin birbirine sevgi ile açılmaları ve samimi olmaları

gerekir. Ayrıca iki taraf da Allah rızasını düşünmelidir. Bu düşünce işin

başında olduğu gibi, sonunda da devam etmelidir. Bu niyetle kurulan her ilim ve zikir meclisi birer sohbet çeşididir.

 

Ayrıca maddi ve manevi ihtiyaçlarını gidermek niyetiyle bir mümin kardeşinin

hal ve hatırını sormak, selamlaşmak, ondan dua istemek, ona hayır dua etmek,

görünen bir kusurunu düzeltmek, kendisine güzel tavsiyelerde bulunmak da

sohbettir.

 

Bütün bunlar her müminin yapması gereken sohbet ve dostluk türleridir. Buna,

hayırda yardımlaşma, birbirine hakkı öğretme ve sabrı tavsiye etme denir.

 

İYİLERLE BİRLİKTE İYİYE ULAŞMAK

 

Sohbetin en kıymetlisi, salih insanlarla olanıdır. Bu sohbet, Allah dostları

ile beraber olmak ve onların nazarı altına girmektir. Buna manevi terbiye

denir. Böyle bir sohbet ve beraberlik bütün hayırların anahtarıdır. Çünkü bu

sohbetle gönülden gönüle ilâhi sevgi akar, ruhlar feyzlenir.

 

Allah dostlarının sözünden çok hali insanı etkiler. Onları görenler Allah’ı

hatırlar, güzel ahlâka yönelir. Sahabenin Allah Rasülü s.a.v ile yaptığı

sohbet böyleydi. Efendimiz s.a.v.’in saadetli kalbinden aldıkları nur ve

sevgi ile Yüce Allah’ı tanıdılar, sevdiler. Hallerini ıslah edip

güzelleştiler ve ebedi saadete erdiler.

 

Sahabe-i Kiram hep bu sohbet ile ayakta duruyordu. Efendimiz s.a.v.’den ayrı

kaldıklarında, bunu kendi aralarında yapmaya çalışıyorlardı. Abdullah b.

Revaha r.a. bazen arkadaşlarına: “Gelin, Allah için oturup meclis kuralım,

bir saat imanımıza iman katalım.” derdi. Bunun ne demek olduğunu anlamayan

bir sahabi, gidip durumu Hz. Peygamber’e anlattı. Efendimiz s.a.v: “Allah

İbnu Revaha’ya rahmet etsin. O, meleklerin katıldığı ve övündüğü zikir

meclislerini seviyor. Sizi ona davet ediyor.”  (Ahmed) buyurdu.

 

Saadet asrından sonra böyle bir sohbet, ancak Hz. Peygamber s.a.v.’in ahlâkı

ile ahlâklanmış Allah dostları ile yapılabilir. Her insan böyle bir sohbete

muhtaçtır. Çünkü kalplerin ilacı ondadır. Bir edep ehlini görmeyen edebi

öğrenemez.

 

MANEVİ TERBİYE YOLU SOHBET

 

Bütün Allah dostları, kâmil insanlarla sohbet etmek üzerinde durmuşlar ve bu

gönül beraberliğinin manevi terbiye için şart olduğunu belirtmişlerdir.

 

Büyük veli Şah-ı Nakşibend k.s. diyor ki: “Bizim terbiye yolumuz sohbet

üzere kuruludur. Hayırlar, Allah için salih insanlarla beraber olmadadır.

Onlarla sohbete devam ede ede hakiki imana kavuşmak nasip olur.”

 

Ömer b. Abdulaziz rh.a. ise: “Medinei’nin fakihlerinden Ubeydullah b.

Abdullah ile bir mecliste bulunmak, benim için bütün dünyadan daha sevimli

ve daha hayırlıdır. Onun gibilerle oturup kalkmakla akıl nurlanır, kalp

huzura erer, edep elde edilir.” diyor.

 

Alimlerden Cafer b. Süleyman rh.a., salih insanlarla beraberliğin kendisine

ne kazandırdığını şöyle anlatır:

 

“Kalbimde bir katılık hissettiğim zaman, kalkar hemen Muhammed b Vasi’in

yanına gider, meclisine katılır, yüzüne bakardım. Böylece kalbimdeki katılık

gider, içime ibadet neşesi gelir, tembellik üzerimden kalkar ve bu neşe ile

bir hafta ibadet ederdim.” (Zehebî, Tarihu’l-İslam; Gazalî, İhya,)



YOLUMUZ SOHBET YOLUDUR…

 

Cenab-ı Mevlâ, insanoğlunu bütün mahlukatın içinde en mükemmel, mümtaz ve

mükerrem olarak yaratmıştır.

 

İnsan bu mükemmeliyet ve mükerremiyetini idrak edip, Allah’ın Kelâmı’na ve

Fahr-i Alem s.a.v.’in beyanlarına kulak verir ve bunları halisane yaşamaya

gayret gösterirse, işte o zaman felaha erenlerden olacak. Cenab-ı Zül

Celâl’in, meleklerine karşı iftihar ettiği övülmüş insanlar zümresine

girecek.

 

Habib-i Kibriya s.a.v. Efendimiz, bütün dünyada İslâm’ın şaşırtıcı bir hızla yayılmasıyla neticelenen hizmetini,
sohbetle insanları yetiştirerek

başlatmıştı. O’nun sohbetiyle terbiye olan ve en şerefli nesil olma lütfuna

eren bu insanlara Ashab-ı Kiram denilmektedir ki, bu ifadenin bir manası

“sohbetle yetişenler, olgunlaşanlar”dır.

 

Fahr-i Kainat s.a.v. Efendimiz’in sohbeti öyle bir terbiyeye vesile idi ki,

insanların yırtıcılıkta vahşi hayvanları geçtiği bir ortamda Ashab-ı Kiram,

bütün imkansızlıklara rağmen barışı, birlik ve beraberliği temin etmiş,

insanlığın kurtuluş modeli olmuştu. Tarihin hiçbir devresinde bu şekilde

cennet hayatının daha dünyada iken yaşandığı görülmemiştir, görülmeyecektir

de...

 

Rabbül Alemin’in sohbetlere ayrı bir nazarı vardır. İslâm ahlâkını öğrenmek,birbirleriyle kardeşlik kurmak,
ayrılığı, tefrikayı bertaraf etmek için biraraya gelip sohbet eden müminlere melekler dahi gıpta ederler.

 

Eğer bu sohbetler iyi değerlendirilirse, insanlar süflilikten kurtulur,

yüksek derecelere kanat açarlar.

 

Sohbetin bu önemi sebebiyle büyükler, “yolumuz sohbet üzerinedir”

buyurmuşlardır. Dolayısıyla, sohbeti terkeden, büyüklerin tarif ettiği yolu

terk etmiş olur. Ayrıca sohbet müekked bir sünnet olduğunu da bilmemiz

gerekir.

 

Burada sözü edilen sohbet, dışarıdan bakıldığında herhangi bir sohbetten çok farklı gözükmese de, önemli bazı
özellikler taşır.

 

Bu özelliklerin en başta geleni, yapılan sohbetin gayesidir. Sohbetten gaye,Cenab-ı Mevlâ’nın rızasını tahsil,
kalbin ihyası, ebediyyet yolunda gerekli bilgilere ulaşmak, güzel ahlâk ve edep yolunda mesafe kat etmek,
terakki etmektir.

 

Diğer bir fark, sohbetin konularında kendini gösterir. Sohbette dünya

konuşulmaz, konuşulmamalıdır. Hatta ukbadan da bahsedilmez, siyaset, hayat

pahalılığı gibi lüzumsuz işlerden bahsedilmez. Dedikodu, gıybet, malâyanilik gibi gayri meşru davranışlara asla
yer verilmez, fırsat tanınmaz.

 

İnsanın manen terakkisine vesile olan sohbetin diğer önemli bir vasfı da,

kiminle sohbet yapılacağı hususudur. Büyükler bunu şu veciz sözle

açıklamışlardır:

 

“Ya senin kendisinde yok olacağın, ya da onun sende yok olacağı biri ile

sohbet et. Ya da hem senin, hem de onun Allah’da yok olacağınız biri ile

sohbet et; ne sen kalasın, ne de o...”

 

İşte böyle bir sohbet meclisinde, anlatılanlara iyice kulak verilmeli, kalbi uyandırıcı sözlere dikkat edilmelidir.

 

Fahr-i Kainat s.a.v. Efendimiz’in huzurlarına giren kimse, birçok faydalı

bilgilerle donanmanın yanı sıra, güzel bir ahlâka bürünerek ayrılırdı.

Bizler de sohbetin yukarıda bazılarını zikrettiğimiz edeblerine riayet

ettiğimiz takdirde arzu edilen kazancı elde etmiş oluruz.

 

İnsanoğlunun kalbinde üç türlü sevgi yer alır. Dünya sevgisi, ukba sevgisi,

Mevlâ sevgisi. Bir kimse maneviyat yolunda evrad gibi üzerine düşen

vazifelerini yapmak kaydıyla tam bir ihlâs üzere manevi sohbetlere devam

ettiğinde, kalbinde dünya ve hatta ukba sevgisi kalmaz, sadece ve sadece

Yüce Mevlâ’nın has sevgisi yer alır ki, işte önemli olan budur; gaye budur.

 

Rabbü’l Alemin’i seven, dürüst ve istikamet ehli olur. Şuurla bilerek ve

şevk duyarak kulluk vecibelerini yerine getirir. Böylece mert bir insan,

dürüst bir esnaf, kadirşinas bir ilim adamı, insaflı bir doktor veya

mühendis, adalet ve merhamet sahibi bir mülkî amir olur. Asla soyguncu bir

tüccar, vurguncu bir sanayici olmaz. Helalinden kazanmaya gayret eden,

dikkatli ve hürmete layık biri olur.

 

Sohbetlerin en önemli hususiyetlerinden biri de, insanın kalbinde muhabbeti, muhabbet-i ilâhiyi ve ondan
hasıl olacak bütün mahlukata muhabbeti meydana getirmesidir.

 

Bu muhabbet tarif edilmez, edilemez. Sadece yaşanır ve yaşanarak bilinir.

Gözyaşları ise muhabbetin bariz ifadelerinden sayılır.

 

Kainat hep muhabbetin eseridir. Bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak “Eğer sen

olmasaydın, felekleri (kainatı) yaratmazdım” buyuruyor. Cenab-ı Rabbül

Alemin’in habibi Hz. Muhammed s.a.v. Efendimiz, bütün mevcudatın yaradılış

sebebi oluyor. Demek ki kainatın yaratılışında aşk var, muhabbet var, sevgi

var.

 

Muhabbetten maksat, Muhabbetullah, Muhabbet-i Rasulullah, Muhabbet-i

Evliyaullah’dır. Bu muhabbet lafla olmaz; fedakârlık, sabır, mutabaat ve

rabt-ı kalb ister. Bu aşk, tabiri caizse bir arslan ile cenkleşmek gibidir;

sanıldığı kadar kolay değildir.

 

Muhabbete talip olan kimse, çok çeşitli belalarla imtihan edilir. Kişi,

malıyla, evladıyla, nefsiyle kısaca sahip olduğu her şeyiyle denenir,

imtihan edilir. Tahammülü, gücü, sabrı, rızası ölçülür. Bütün bunların

sonucunda başarılı olursa, muhabbet tacı giydirilir.

 

İnsanın gönlünde, Allah’ın ve O’nun Habibi s.a.v.’in muhabbetini evliyaullah tutuşturur. Onlar, Cenab-ı Hakk’ın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Allah'ım; Değiştirilebilen ve değişmesi gereken şeyleri değiştirme cesaret ve gücünü, değiştirilemeyecek şeyleri olduğu gibi kabul etme olgunluğunu ve ikisi arasındaki farkı anlayabilecek bilgeliği bana ver. [Sağ TarafınızDa BuLunan KategoriLerden İlerlİyebilirsiniz]

Kategoriler

Arkadaşlarım

silayla